Harun Yahya


Giriş: Büyüden Kurtulabilmek



Tesadüflerin karmaşa ve düzensizlikten başka birşey oluşturamadığını gözleriyle gördükleri halde, evrendeki ve canlılıktaki düzenin tesadüfen ortaya çıktığını savunan bilimadamları vardır. Bu gerçekten de çok ilginç ve bir o kadar da çelişkili bir tutumdur.

Örneğin bir biyolog, bir protein molekülünün yapısının çok karmaşık olduğunu gözleriyle görür. Bu karmaşıklığın içinde inanılmaz bir düzen olduğunu ve bu düzenin tesadüflerle kendi kendine oluşma ihtimalinin olmadığını gayet iyi bilir. Ama buna rağmen, canlılığın yapıtaşı olan proteinin, milyarlarca yıl önce ilkel dünya şartlarında rastlantılar sonucunda oluştuğunu iddia eder. Bu akılalmaz bir iddiadır. Bununla da kalmaz, bir değil, milyonlarca proteinin tesadüflerle oluşup, sonra inanılmaz bir plan ve düzen içinde biraraya gelerek ilk canlı hücreyi oluşturduklarını da çekinmeden bu iddiasına ekler. Hatta bu iddiasını gözü kapalı bir inatçılıkla da savunur. Bahsettiğimiz "evrimci" bir bilimadamıdır.

Oysa aynı bilimadamı, boş bir arazide yürürken üstüste dizilmiş üç tuğla görse, bunların tesadüfen meydana gelip sonra yine tesdüfen üstüste dizildiklerine hiçbir ihtimal vermez. Hatta böyle bir inanca sahip bir kimsenin aklından zoru olduğunu düşünür. Peki, sıradan olayları normal değerlendirebilen bu insanlar, nasıl olup da konu kendilerinin ve etrafındakilerin varlığını araştırmaya gelince bu derece akılsızca hatta delice bir tutum sergileyebilmektedirlerdir?

Bu davranışın "bilimsellik" adına olduğunu söylemek mümkün değildir! Çünkü bilim, ihtimalleri eşit olan bir olayda bile her iki ihtimal üzerinde düşünmeyi, her ikisinden de şüphe etmeyi gerektirir. Oysa değil canlı bir hücrenin, onun milyonlarca proteininden tek bir tanesinin bile doğal şartlarda rastlantılarla oluşmasına imkan ve ihtimal yoktur. İlerleyen bölümlerimizde de örneklerini vereceğimiz gibi, olasılık hesapları bu gerçeği defalarca ortaya koymuştur.

Bu durumda geriye tek bir ihtimal kalmaktadır. Canlılık tesadüfen oluşmamışsa bilinçli bir biçimde varedilmiştir. Diğer bir deyimle "yaratılmış"tır. Yani, tüm canlı varlıklar, üstün, güçlü ve ilim sahibi bir yaratıcının dilemesiyle varolmuşlardır. Buraya kadar anlaşılacağı gibi, bu gerçek yalnızca bir inanç biçimi değil, akıl, mantık ve bilimin vardığı ortak bir sonuçtur.

Bu durumda yazının başından beri sözettiğimiz "evrimci" bilimadamının bu iddiasından bütünüyle vazgeçmesi, açık ve ispatlanmış gerçeğe teslim olması gereklidir. Fakat o böyle yapmadığı gibi gerçeklerle yüzleştiği her durumda, öfkesi, inadı ve ön yargıları bir kat daha artar.

Onun bu tutumu tek bir kelimeyle açıklanabilir: "inanç". Zira, gerçeklerle gözgöze geldiği halde, bunlara gözünü kapayıp, hayalinde kurduğu bir senayoya ömrü boyu bağlanmanın başka bir tarifi olamaz.

Fakat bu inanç, akıl, mantık ve bilimle köklü bir biçimde çatıştığı için ancak "batıl inançlar" kategorisinde incelenebilir.

Türkiye'nin önde gelen evrimci biyologlarından birisinin yazdığı bazı satırlar, bu körü körüne inancın doğurduğu yargı ve muhakeme bozukluğunun etkisini görmemiz için çok ideal bir örnek oluşturur. Sözkonusu bilimadamı, canlı organizmalarda bulunması zorunlu olan proteinlerden biri olan Sitokrom-C'nin tesadüfen oluşabilmesi konusunda şunları söylemektedir:

"Bir Sitokrom-C'nin dizilimini oluşturmak için olasılık sıfır denilecek kadar azdır. Yani canlılık eğer belirli bir dizilimi gerektiriyorsa, bu evrende bir defa oluşacak kadar az olasılığa sahiptir, denebilir. Ya da oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız doğaüstü güçler görev yapmıştır. Bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel amaca uygun değildir. O halde birinci varsayımı irdelemek gerekiyor."1

Görüldüğü gibi, "sıfır denecek kadar az" olan bir olasılığı kabul etmek, sözkonusu bilimadamına yaratılışı kabul etmekten daha "bilimsel" gelmektedir. Oysa bilimin kurallarına göre, ortada iki alternatif açıklama varsa ve bunların biri pratikte"sıfır" anlamına geliyorsa, o halde diğer ihtimali kabul etmelidir. Oysa sözkonusu dogmatik yaklaşım, yukarıda alıntı yaptığımız evrimci yazarı ve aynı yaklaşıma sahip pekçok bilimadamını ne yazık ki akla ve sağduyuya tamamen aykırı bir kabule götürmektedir.

Bilim dünyasındaki önde gelen isimlerin önemli bir bölümünün ateist ya da "agnostik" (Allah'ın varlığından kuşku duyan) olmalarının nedeni işte bu bahsettiğimiz tek taraflı dogmatik bakış açısıdır. Bu büyünün etkisinden kendilerini kurtaran ve açık bir muhakeme ile düşünenler ise, Allah'ın açık varlığını kabul etmekte hiç tereddüt etmezler. Bunlardan biri olan ve son yıllarda giderek yayılan "intelligent design" (bilinçli dizayn) teorisinin en önde gelen isimlerinden Amerikalı mikrobiyolog Dr. Michael J. Behe, canlılardaki "dizaynın", yani yaratılışın varlığını kabul etmekte direnen bilimadamlarını şöyle anlatır:

"Son kırk yıl içinde, modern biyokimya hücrenin sırlarının önemli bir bölümünü ortaya çıkardı. Bunun için harcanan emek ise gerçekten çok büyüktü. Onbinlerce insan, bu sırları bulmak için yaşamlarını laboratuvarlardaki uzun çalışmalara adadılar... Hücreyi araştırmak için gerçekleştirilen tüm bu çabalar, çok açık bir biçimde, bağıra bağıra, tek bir sonucu veriyordu: "Dizayn!" Bu sonuç o denli belirgindi ki, bilimin tarihindeki en önemli buluşlardan biri olarak görülmeliydi... Bu zafer, onbinlerce insanın "Evreka" çığlıklarıyla bu büyük buluşu kutlamalarına yol açmalıydı... Ama hiçbir kutlama yaşanmadı, hiçbir sevinç ifade edilmedi. Aksine, hücrede keşfedilen kompleks yapı karşısında, utangaç bir sessizlik hakim oldu. Konu halka açık bir ortamda gündeme getirildiğinde, çoğu bilimadamı bundan rahatsız oluyorlar. Kişisel diyaloglarda ise biraz daha rahatlar; çoğu keşfettikleri açık gerçeği kabul ediyor, ama sonra yere bakıp başlarını sallıyorlar ve hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam ediyorlar.

Peki neden? Neden bilim dünyası, keşfettiği büyük gerçeğe sahip çıkmıyor? Neden ortaya çıkan açık dizayn entellektüel eldivenlerle kenarından tutuluyor? Çünkü, bilinçli bir dizaynı kabul etmek, ister istemez Allah'ın varlığını kabul ettirmeyi çağrıştırıyor onlara."2

İşte dergilerde, televizyonlarda gördüğünüz, belki kitaplarını okuduğunuz ateist evrimci bilimadamlarının durumu budur. Bu insanların yaptıkları tüm bilimsel araştırmalar, kendilerine bir Yaratıcı'nın varlığını göstermektedir. Ancak onlar aldıkları materyalist eğitim ve paylaştıkları bilimsellik psikolojisi ile o denli körleşmiş ve duyarsızlaşmışlardır ki, her şeye rağmen inkarlarını sürdürürler.

Allah'ın açık delillerini sürekli görmezden gelen bu kişiler tümüyle duyarsızlaşırlar. Dahası, bu duyarsızlıklarından kaynaklanan cahilce bir kendine güven duygusuna kapılırlar. Hatta, "eğer bir Meryem Ana heykelinin sizlere el salladığını görseniz dahi, bir mucize ile karşı karşıya olduğunuzu sanmayın... çok küçük bir olasılıktır, ama belki de heykelin sağ kolundaki atomların hepsi, tesadüfen, bir anda aynı yönde hareket etme eğilimi içine girmiş olabilirler" diyen ünlü evrimci Richard Dawkins gibi, saçmalamanın bir erdem olduğunu sanmaya başlarlar.3

Kuran, insanlık tarihi boyunca inkarcıların sahip oldukları bu ortak psikolojiyi çok güzel tarif etmektedir:







Onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de, mutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir. (Hicr, 14-15)







Kuran'ın bu ayetinden de anlaşılacağı gibi evrimcilerin sahip olduğu bu zihniyet öyle kendilerine özgü, orjinal bir tutum değildir. Bunlar kendilerinden önce inkar eden atalarının taşıdıkları aynı kafayı, aynı zihniyeti, aynı yaklaşımı ve aynı psikolojiyi bire bir taşımaktadırlar.

Bu bilimadamlarını gören sıradan insanlar ise, Allah'ın varlığının gerçekten de kuşkulu bir konu olduğunu, bilimin aksini gösterdiğini, evrim teorisini desteklediğini düşünmektedirler. Bu kişilerin kitaplarını okuyarak, onların gözlerini kör eden bilimsellik büyüsünü paylaşmakta, aynı duyarsız psikolojiye girmektedirler.

Oysa insan kendisini bu büyüden kurtarır ve açık, ön yargısız, taassupsuz bir biçimde düşünürse, apaçık olan gerçeği görür. Modern bilimin de her yönden gözler önüne serdiği bu kaçınılmaz gerçek, canlıların tesadüfen değil, bilinçli bir yaratılış sonucunda ortaya çıktıklarıdır. İnsanoğlu sadece kendisinin nasıl varolduğunu, bir damla sudan nasıl oluştuğunu düşünse ya da herhangi bir canlının mükemmel özelliklerini incelese bile, bu yaratılış gerçeğini kolaylıkla görebilir.

Bu kitabın ilerleyen bölümlerinde modern bilimin evrimci inanışı çökerten bulgularını inceleyecek ve Allah'ın varlığının açık delillerini gözler önüne sereceğiz. Okuyucudan beklenen, insanların muhakemesini kapatan, akıllarını kör eden o büyüden silkinip burada anlatılanları samimi olarak düşünmesidir.

 


DİPNOTLAR



1. Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim, Ankara: Meteksan Yayınları 1984, s. 61.

2. Michael J. Behe, Darwin's Black Box, New York: Free Press, 1996, ss. 232-233.

3. Richard Dawkins, The Blind Watchmaker, London: W. W. Norton, 1986, s. 159.

Kitap bölümleri

Masaüstü Görünümü

iddialaracevap.com adnanoktarhaber.com adnanoktarhukuk.com adnanoktargercekleri.net
"Biz FETÖNÜN ANTİSİYİZ...."
“Bu dava sürecinde.... sözde dijital delillerin ibraz edilmemesi gibi pek...
"Zaten biz birbirimizi bu kadar çok sevdiğimiz için buradayız..."
"Biz bir arkadaş grubuyuz..."
"...Biz Vakıf faaliyetlerimiz ile her zaman Devletimizin yanında olduk"
"Biz kimseyle ilgili karalama faaliyeti yapmadık..."
"...Sözde tecavüz için mi buradaki arkadaşlarımla biraraya geleceğim?!"
"...Faaliyetlerimiz herkese hitap ediyor ..."
"Bizim amacımız şatafat içinde yaşamak değil, hiç kimsenin hitap edemediği...
"İnancım gereği ben insanlara yardım ederim"
"Ne yapsa "zorla" diyorlar. Zorla Gülümsüyor, Zorla, Zorla olur mu?"
"Bizim bir arada olma amacımız örgüt kurmak değil. ilmi mücadele...
"Biz birbirimizi Allah için seven.. arkadaşlarız"
"Polisler geldi, hangi eve operasyon yapacağız derlerken, balkona çıkıp...
"Biz örgüt değiliz"
"Devletimizi desteklediğimiz çok hayırlı faaliyetlerimiz var, Bunlar...
"Biz Allah`tan Razıyız Allah da Bizlerden Razı olur inşaAllah"
"İddia edildiği gibi katı bir ortam olsa 40-50 yıl niye kalalım?"
"Neden cömertsin?" diye soruyorlar
"İngiliz Derin Devleti bunu duyunca çıldırdı..."
"Biz Milli değerler etrafında birleşmiş bir sivil toplum kuruluşuyuz"
"Bir imza atıp dışarı çıkmayı ben de bilirim. Ama iftira büyük suçtur."
"Ben varlıklı bir aileden geliyorum, Saat koleksiyonum var"
"Silahlı suç örgütü iddiası tamamen asılsızdır, yalandır, iftiradır."
"Bizim yaptığımız tek şey Allah'ın yaratışını anlatmaktır."
"Almanya'da İslamofobi var, İslam düşmanları var..."
Bir örgüt olsak devlet bizimle faaliyette bulunur mu?
DAVAMIZ METAFİZİKTİR – 2. BÖLÜM
DAVAMIZ METAFİZİKTİR – 1. BÖLÜM
MAHKEME SÜRECİNDE SİLİVRİ CEZAEVİNDE YAŞANAN EZİYET VE ZULÜMLER
"Ben Sayın Adnan Oktar `dan hiçbir zaman Şiddet, Eziyet, Baskı görmedim."
DAVA DOSYASINDAKİ CİNSELLİK KONULU İDDİALAR TÜMÜYLE GEÇERSİZDİR
DURUŞMALARIN İLK HAFTASI
"İNFAK" SUÇ DEĞİL, KURAN'IN FARZ KILDIĞI BİR İBADETTİR
GERÇEK TURNİKE SİSTEMİ GENELEVLERDE
Adnan Oktar davasının ilk duruşması bugün yapıldı.
AVK. UĞUR POYRAZ: "MEDYADA FIRTINA ESTİRİLEREK KAMUOYU ŞARTLANDIRILDI,...
Adnan Oktar'ın itirafçılığa zorlanan arkadaşlarına sosyal medyadan destek...
Adnan Oktar suç örgütü değildir açıklaması.
Adnan Oktar'ın cezaevinden Odatv'ye yazdığı mektubu
Adnan Oktar'dan Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a mektup
Casuslukla suçlanmışlardı, milli çıktılar.
TBAV çevresinden "Bizler suç örgütü değiliz,kardeşiz" açıklaması
Bu sitelerin ne zararı var!
Adnan Oktar ve arkadaşları 15 Temmuz'da ne yaptılar?
Sibel Yılmaztürk'ün cezaevinden mektubu
İğrenç ve münasebsiz iftiraya ağabey Kenan Oktar'dan açıklama geldi.
Adnan Oktar ve arkadaşlarına Emniyet Müdürlüğü önünde destek ve açıklama...
Adnan Oktar hakkında yapılan sokak röportajında vatandaşların görüşü
Karar gazetesi yazarı Yıldıray Oğur'dan Adnan Oktar operasyonu...
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dan Adnan Oktar ile ilgili...
Ahmet Hakan'nın Ceylan Özgül şüphesi.
HarunYahya eserlerinin engellenmesi, yaratılış inancının etkisini kırmayı...
Kedicikler 50bin liraya itirafçı oldu.
Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik operasyonda silahlar ruhsatlı ve...
FETÖ'cü savcının davayı kapattığı haberi asılsız çıktı.
Adnan Oktar ve arkadaşlarının davasında mali suç yok...
Cemaat ve Vakıfları tedirgin eden haksız operasyon: Adnan Oktar operasyonu...
Tutukluluk süreleri baskı ve zorluk ile işkenceye dönüşüyor.
Adnan Oktar’ın Cezaevi Fotoğrafları Ortaya Çıktı!
"Milyar tane evladım olsa, milyarını ve kendi canımı Adnan Oktar'a feda...
Adnan Oktar davasında baskı ve zorla itirafçılık konusu tartışıldı.
Adnan Oktar ve arkadaşlarının davasında iftiracılık müessesesine dikkat...
Adnan Oktar davasında hukuki açıklama
Adnan Oktar ve Arkadaşlarının Masak Raporlarında Komik rakamlar
Adnan Oktar ve Arkadaşlarının tutukluluk süresi hukuku zedeledi.
Adnan Oktar'ın Museviler ile görüşmesi...
Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik suçlamalara cevap verilen web sitesi...
Adnan Oktar ve arkadaşlarına karşı İngiliz Derin Devleti hareketi!
Adnan Oktar iddianamesinde yer alan şikayetçi ve mağdurlar baskı altında...
Adnan Oktar iddianamesi hazırlandı.
SAYIN NEDİM ŞENER'E AÇIK MEKTUP
Adnan Oktar ve Nazarbayev gerçeği!
En kolay isnat edilen suç cinsel suçlar Adnan Oktar ve Arkadaşlarına...
Adnan Oktar kaçmamış!
BİR KISIM MEDYA KURULUŞLARINA ÇAĞRI !!!
FİŞLEME SAFSATASI
İSA TATLICAN: BİR HUSUMETLİ PORTRESİ
SİLİVRİ CEZAEVİNDE YAŞANAN İNSAN HAKLARI İHLALLERİ
MÜMİNLERİN YARDIMLAŞMASI VE DAYANIŞMASI ALLAH'IN EMRİDİR
GÜLÜNÇ VE ASILSIZ "KAÇIŞ" YALANI
ABDURRAHMAN DİLİPAK BİLMELİDİR Kİ KURAN’A GÖRE, ZİNA İFTİRASI ATANIN...
YALANLAR BİTMİYOR
SAÇ MODELİ ÜZERİNDEN KARA PROPAGANDA
TAHLİYE EDİLENLERE LİNÇ KAMPANYASI ÇOK YANLIŞ
MEDYA MASALLARI ASPARAGAS ÇIKMAYA DEVAM EDİYOR
Adnan Oktar ve Arkadaşlarının ilk duruşma tarihi belli oldu.
AKİT TV VE YENİ AKİT GAZETESİNE ÖNEMLİ NASİHAT
YAŞAR OKUYAN AĞABEYİMİZE AÇIK MEKTUP
KARA PARA AKLAMA İDDİALARINA CEVAP
Adnan Oktar ve FETÖ bağlantısı olmadığı ortaya çıktı.
TAKVİM GAZETESİNİN ALGI OPERASYONU
Adnan Oktar ve Arkadaşlarına yönelik suçlamaların iftira olduğu anlaşıldı.
"Bizler Suç Örgütü Değiliz..."